25.11.07

Ben makinistim


Otobüse en erken binenlerden olduğum için istediğim yere oturma imkanına sahiptim. Kendi edimlerimin bir hikayeye konu olacak kadar değerli olduğunu düşünmediğim için, ben de diğerlerini izleme amacı ile en arkaya oturdum. Bir nevi ataletimi makul ve çekilir kılma çabası.
Kimileriniz varlığımdan haberdar değilsiniz.
Kimileriniz ise beni sadece, en arkada müzik dinleyip, kitap okuyarak kendini herşeyden-herkesten soyutlayan çocuk olarak hatırlıyorsunuz. Herzaman bir mesafe koyarak yaklaşırsınız bana, uğraşlarımı çok sınırlı ve değersiz bularak. Ama sandığınız kadar soyutlanmış değilim ne size ne dünyaya. Hayır, hayır merak etmeyin, burada kim olduğumu anlatmaya kalkışmıcam. Zaten denesem bile, başarabilir miyim bilmiyorum.

Otobüste konuşulanların üzerinde durmayı şimdilik gereksiz bularak sizin yüce izninizle ve tabi ki yazarın kurucu izniyle bana gelen bir mektubu paylaşmak istiyorum:

----------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Yazar,

Bilirim seversiniz o şarkıyı ama ne sabahın dördü, ne de Aralık sonu… Siz ne durumdasınız hiç bilmiyorum ama ben çok iyiyim. Yıllardan sonra bir şeyleri sonlandırma fırsatını elde ettim araya girecek bir İstanbul olmadan. Haydarpaşa’dan İzmir’e doğru yola çıktım. Gidiyor muyum, dönüyor muyum, bilmiyorum. Ama birçok şeyin değiştiği kesin.

Aklımda kesik kesik parçalar var bize daha doğrusu hepimize dair. Ama onca anıdan sadece bize yani ikimize dair olanlar, hiçbir zaman üzerine konuşmayı rahatlıkla beceremeyeceğimiz parçalar. Yaşadığımız tonca eğlence ve muhabbetten sonra aklımızda kalanlar da hep bu konuşulmayanlar. Peki, neden şimdi bu mektubu size yazıyorum diye sorarsanız- ki eminim şu an şu satırları okurken zaten sormaktasınız- cevabını ben de bilmiyorum.

Ama bildiğim bazı şeyler var. Acıdır ki bu bildiklerim bile varsayımlar üzerine… Mesela hiçbir zaman beni anlayıp anlamadığınızı bilemedim. Ama biliyorum ki, her zaman bazı şeylerin farkında oldunuz. Benim her derdimi rahatlıkla anlatamadığımı en başından biliyordunuz ve teşekkür ederim hiçbir zaman benim yüzümü asık gördüğünüzde açıklamaya zorlamadınız. Diyorum ya varsayımlar üzerine, şimdi böyle düşünüyorum diyorum ama tüm bunları benim gibi düşündüğünüzü ifade edecek bir şey dahi yapmadınız. Hani cesaret edecek olsanız da, ben neden dinliyorsunuz, kimse konuşmuyor ki derdim... Önceleri düşününce acaba ben mi uyduruyorum diyordum. Ama şimdi trenin rayları beni yanıltmasın, hissediyorum.

Aradan geçen yıllardan sonra anlıyorum ki, benim için hep iyisini istediniz. Derdimin ne olduğunu bilmeden çözümü dilediniz. Bir de ikimizin de derdi yokmuş gibi davrandığımız zamanlarda zorlama beni güldürme çabalarınız… Canınız sağ olsun. Çok yaşayın.

İkimiz de biliyoruz ki, bazı noktalarda benzememiz bizi yakınlaştırmadı. Tam aksine, güçlü görünümümüz ve bağımsız yapımızın altında yatan çocuklar en çok da bu benzerlik sebebiyle korktular birbirlerinden. Sanki birimiz bir derdinden bahsetmeye başlar gibi yapsa, hemen ardı arkası gelmeyen dertleşme silsilesi gelecekmiş gibi korktuk ilk sözü almaktan. Sonuçta elimizde pek bir şey kalmadı bahsedecek. Ne size kazandığım aşklarımdan bahsedebildim, ne de zamansız kayıplarımdan. Belki birer kelimeyle geçiştirdik o konuların bahsini, sırf aynı zamanda aynı mekanda yaşadığımız belli olsun diye. O kadar rahattı ki, hiç üzerine varmadık.

İşin eğlenceli tarafı yok muydu peki bu paylaşımsızlıkta? Olmaz mı… Sonradan bu yazınızı okuyunca fark ettim ki benim en sık dinlediğim parçalardan yola çıkarak benimle ilgili hikayeler yazmışsınız. Bu hikayelerden sadece tren ile ilgili olanı bilebileceğim. Ama sonra bana anlatacaksınız ki bu hikayenin kaynağı başka bir şarkıymış. Ben, uzun süredir “orda bilinecek ne var” diye sorduğum için, siz dayanamamışsınız, o illet herifi tanımasanız da, kafanızdan bana uygun bir erkek yaratmışsınız ve “bu, neyse odur” dedirtmişsiniz. Onu benle yalnız bırakmış, halis bir basitliği tahayyül etmeye çalışmışsınız. Bilmezdim ki, ben size yaşadıklarıma dair hiçbir şey anlatmaz iken dahi siz benim ne yaşamış olabileceğimi düşünerek beni umursarmışsınız. Ha beni bundan mahrum etmenize kızıyor muyum? Hiçbir zaman cevap veremeyeceğim bir soru olacak bu.

Tüm bunları bu şekilde yazınca önemsiz bir arkadaşlık gibi dursa da aslında benim için öneminizi hiçbir zaman yadsıyamadım. Ve biliyorum ki, bir sorsam hakkımda ne düşündüğünüzü, eminim çok üst sıralara yerleştirdiniz beni. Ve bildiğim bir şey varsa o da bana sadece ve sadece bir dost gibi baktınız, her zaman dostça yaklaşmasanız da…

Bilemeyeceğimiz çok şey var dedim ya, belki mektubu da bu bilinmeyenlerle noktalamak uygun düştü. Aramızdaki mesafe nereden çıktı? İlk tanıştığımızda zaten halihazırda var mıydı? Yukarıda bahsettiğim durumun kendisi miydi aramızdaki mesafeyi koruyan? Yoksa biz bu dostlukta mesafenin kendisini mi sevdik? Sakın cevaplamaya kalkmayın.

Dostluk dediğimiz şey bir sürü bilinmeyenlerden oluşan bir mesafeydi. Değil mi? Öyle olsa ya! Evet öyle olsun ve bu son mektubum tüm bunları dile getirerek bir yandan aramızdaki en büyük mesafeyi yıkarken, diğer yandan son olmasından kaynaklanan bir mesafe koysun. Artık, istesek de aşamayacağımız bir mesafe. Bir son. Ve Tanrı yardımcımız olsun, bu dostluk daim olsun.
Elveda

İmza

----------------------------------------------------------------------------------------------

Şimdi bu mektubu camdan dışarı bakarak kendi kendime okurken ortak sevdiğimiz parçaları dinliyorum. (çünkü aslında sadece müzik dinleyip birşeyler okuduğum için bunları size anlatıyor olamam zaten) Bu parçalardan birini seçip kafamdan bir hikaye yazıyorum. Ve onu çirkin bir kompartımanda bu mektubu yazarken tahayyül ediyorum. Hayatının anlamı olan kişiye en sonunda vardığını düşünerek. Aynı onun tahmin ettiği gibi, hiç ona ifade etmesem de bu otobüste bunca yolcu ile konuşmak yerine, bir trende olmayı düşleyerek.

Ben makinistim. Varmak istediğin yere götürmekti tek isteğim.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

[dikkat çok kişisel yorum]
o mektubu yazabilen olsaydım keşke, kelimeleri bulabilen, ardarda koyabilen, kağıda dökebilen (cesaret ebilitesi)..
eksik, fazla / yanlış, doğru
farketmez. mektupları yazıp verseydim keşke. zamanları geldiğinde. belki de o zaman okuyunca ister istemez ifadesiz (numb) bir yüzden ziyade bir gülümsemeye sahip olurdum buruk da olsa, olmasa da.

vesaire dedi ki...

hep okuyorum blogunu.
kontrol ediyosun ya ara ara..
aklıma tek soru takılıyor, yüzeysel miyim neyim...

kimsin sen can?

eşref saati dedi ki...

kendisine karşı bu kadar dürüst olan bir insanın mutlu yaşaması mümkün mü?
mümkün ise bize formülünü açıklamasını bekliyoruz...

dyg dedi ki...

en sevidigim sarkiları seviyor olman cok gzl..ayrica yazinin icinde onunla ortak sevdiginiz parcalardan bir ikisini cikarabildim sanırım..ehlikeyf kralları.. cok gzl..

izmir'e giden o insan olmak gzl olabilirdi. ama ona oykunmemim bir anlamı yok. haber yoktur belki kim bilir hani makinistsin ya belki beni de istedigim yere goturuosundur zaten..