1.12.07

Ben kahramanım



Ahh beni ahh beni! Merak etmeyin, bu bünye yazıları terk etmedi ama çıldır gölüne ufak bir ziyaret eyledi, bir süreliğine blogun tahakkümüne direndi. 1 Aralık günü satırlara dökülen bir yazı, yazarı beyninden vurdu, blog yazısı kuş oldu uçtu yepyeni sorunlara kavuştu.
Bunları ancak ben görebildim. Çünkü o yazı benim hakkımdaydı.
Ben kahramanım.

Hayatımız boyunca kendimizi tanımaya uğraşıyoruz. Ama daha zoru, bir yandan da kendimizi tanıtmakla yükümlüyüz. Bilmiyorum, bu tanıtma işi zorunlu olmasa zevk alanımız çıkar mıydı ama tüm bu seni egosu şişkin özne eleştirilerini bir kenara bırakarak ve bu itirafa inanacağınızı umarak söylüyorum ki, aksini tecrübe etmeye fırsatım olmamış olsa da, belki de böyle bir zorunluluğum olmasa kendimi tanıtmayı hiç istemeyebilirdim. Sonuçta var olmak için sosyal olarak tanınmamız icap ediyor, biz de bundan kendimizce hayatı daha çekilir kılacak zevkler çıkarıyoruz gibime geliyor bazen. Gerçi eminim otobüsten birileri kalkıp buna itiraz edecektir. Ama şimdilik konumuza dönelim.

O 1 Aralık gecesi yine derdim kendimi başkalarına tanıtmaktı. Neden mi? Ahh kendimden başka kimseyi umursamıyorum oh la la demek ve genç kızların mazoşist kalplerini fethetmek isterdim ama gerçekler çok acı. Hayır hayır size tanıtmak da değildi amacım. Benim kim olduğumu bilmeyen umursamayan insanlardı muhatabım. Dahası onların umursamıyor olmalarını umursamak zorunda kaldığım binlerce kilometre uzaktaki amcalara. Ne hakkında diye soracak olursanız, çok basit bir kendinizi tanıtınız yazısı. Hani yaşamımızın mihenk taşları gibi elimize verilen başarı belgelerinden hep şikayet ederiz ya ağğbi gerçek beni anlatmıyor bu kağıt parçası deriz, hah işte bazı durumlarda o mihenk taşlarının yanına alın madem şikayet ediyorsunuz biraz annenizin margarininden bahsedin tarzı kendimizden hayatımızdaki amaçlarımızdan bu amaç uğruna yaptıklarımızdan ve yapacaklarımızdan bahseden kısa bir yazı yazmamızı rica ediyorlar.

Yok aaartık! Öhööm! Ya kendimden bahseden bir yazı diyordum sanki. Bu biraz lebron James kaçtı. Affedersiniz ama bu soruların cevabını biliyor olsam zaten zerre kadar umursamam benim hakkımda ne düşündüğünüzü. Ben kendimi tanımışım artık sizin ne düşündüğünüzden bana ne pipokafalar. Diyebilirdim. Ama durum böyle olmadığına göre zorunlu oturup bir şeylerden bahsedeceğiz.

Evet, birilerine kendimizi tanıtmak zorunda kaldığımız anlar oluyor. Özellikle muhatabımız geleceğimizi tayin edecek insanlarsa bizim kim olduğumuzu değerlendirip ona göre kaderimizi çizecekleri için lütfediyorlar ve kim olduğumuzu soruyorlar. Anlatacağım şey tam da bu soruyu gördüğüm/duyduğum anda beynimde çakan şimşekler. Size de aynı şey oluyor mu bilmiyorum ama bana kendimi yazılı bir şekilde anlatmamı istedikleri anda daha kendime ben kimim sorusunu sormadan eyvah ya beni yanlış tanırlarsa diyorum. Ya kendimi yanlış ifade edersem ya beni çöp adam zannederlerse. Daha bir kelime yazmadan… Sanki bu elime verilen tek atışlık bir şans ve bu şansı hakkıyla değerlendirmezsem çok pişman olacakmışım gibi bir his, bir baskı. Dahası, aman genel olarak bahset işte neler yaptığından dediğim anda hayatım boyunca yaptığım şeyler sanki kendilerine haksızlık ediyor muşum gibi elleri bellerinde bana dik dik bakmaya başlıyorlar. Hoop beni köşeye sıkıştırıp ya ben ya ben benden bahsedecek misin, beni atlamayı düşünmüyorsun umarım, diye birbirlerini itiştire itiştire üstüme yürümeye başlıyorlar. Allah kahretmesin sizi yahu benim üzerime böyle bir sorumluluk yüklemek için mi yaptım sizleri? Yabancılaşma dedikleri bu olsa gerek.

O sırada diyorum ki keşke hayatım çok basit olsa da tüm hayatım boyunca yaptıklarımı sıralayabilsem bir çırpıda. Ne sıralamak mı? Üff yine disipline etme ile ilgili kaygılar. Dahası hayatım boyunca neler yaptığım konusunda gelen sorunun temel merakı nedir onu öğrenmek isteği nüfuz ediyor bünyeye. Yani mesela bir yandan Hasankeyf’te yaptığım bir proje bana çok özel gelirken hemen yanına geçen yaz havuzda atmayı başardığım ters taklayı yazmak isterim gibi geliyor. Hani istemesem de birinin diğerinden daha üstün olduğunu ne belirler onu bilmek isterim sanki. Biraz abartıyorum olayın dramatikleşmesini engellemek için ama soru hala geçerli. Hangisini yazacağımı nerden bileceğim. Yok yok size hey adamım hayatım bir roman gibi o kadar çok şey yaptım ki nereden başlasaydım demiyorum. Ama belli ki hayat kağıt üstünde çok eğreti duruyor.

Bu krizim geçtikten sonra klasik insanları aferim aferim diyeceği birkaç şeyi seçip yazıyorum. O zevkle yaptığım işler o kadar bayağı geliyor ki. Sonra tabi ki bunları yaptığıma göre bir sebebi olmalı her birinin. Değil mi? Kendimi daha fazla tutamıyor, bir feryat yükseltiyorum yaradana. Allah kahretsin niye yaptım ben bunları niyeee! Tam o anda hemen o küçük beynim kendince sebepler uyduruyor tüm bu bilinçsizce yaptıklarıma. İşte kıta felsefesine olan merakım sebebiyle şunu yaparken diğer yandan analitik felsefeden kendimi soğutmamak için şunu yaptım, dediğim anda ok kad dar kom ik geliyor ki bi kahkaha patlatıyorum. Hadi ordan küçük serseri, o işi yaparken daha analitik felsefe ne onu bile bilmiyordun. Olsun yazalım. Seksi durdu.

Sonra yazdıklarımın tümünü sırayla okuyorum ve vaay be diyorum. Neler yapmışım. Hem de ne güzel yapmışım. Üstüne üstlük bir de hepsini çok iyi sıralamışım. Hatta tüm yaptıklarımın hakkıyla bilincine bile varmışım. Mışım.
Hani bunları derken bile görüyor olmalısınız ki –miş’li geçmiş zaman kullanıyorum ki kendisine hadi ordaan hikaaaye geçmiş zaman deriz. Aynen ööle hikaye geliyor. Ben de kendimi o hikayenin kurgusal bir kahramanı gibi görmeye başlıyorum. Hem de yaptıklarından utanan. Yani yalancılıktan.

Böloğğaaaad! Böloğğaaaad! Böloğğaaaad! Böloğğaaaad! Böloğğaaaad! Böloğğaaaad!

Velhasıl kelam çıktı ki ortaya, rastlantısal yaşıyoruz basbaya. Hayatımız ise geçmişte rastlantısal olarak yaptığımız şeylere sebepler uydurarak geçiyor. Kendimizi tanımayı bıraktım, tek amacımız, kendimizi tanıtmak için gelecek olan bir sonraki sen kimsin sorusuna hazırlanmak. O hazırlık bazen o kadar çekilmez oluyor ki kendimize eğlenceli uğraşlar buluyoruz. Mesela eyvah ya bir gün yine sen kimsin diye sorarlar diye korkup yahu en iyisi ben bir blog yazayım diyoruz. Sonra hey adamım o kadar karmaşık bi insanım ki ancak çok özneli bir yapı anlatır beni o yeah diorz. Sonra blog karşısına geçip birer birer neleri yaptığımızı nasıl yaptığımızı mantıklar uydurarak, bağlantılar kurarak ve inatla rastlantıdan uzaklaştırarak anlatıyoruz.
Bazen yazı oluyor Hıncal’ız diyoruz 5 yıllık sancılı koca bir süreci 1 gecelik farkındalığa indiriyoruz. Bazen yazı oluyor ben katilim diyor el kadar çocuğun eline mürekkepsiz kalem veriyoruz.

Faniiiiy!
Çok pis yazıyoruz abi!



.

5 yorum:

vesaire dedi ki...

sen kimsin zor soru önemli soru. siz denmemiş en başta, "sen" denmiş ya: bir samimiyet var arada.. cevap verilmesi lazım..
peki ama nerden başlayarak?

mesela ben "sen kimsin" derken bile "ne yüzeyselsin!" der misin diye sordum(muşum), yaparken kendime ben kimim dediğimin farkında olmadan...

senin kim olduğunu anlamak için okudum ama "cevap aldığıma göre 'ben' yüzeysel değilMİŞİM" diye düşünerek aklımın bir yanında bitirdim okumayı...

sanırım bu blogta kendime dair bir şeyler bularak senin kim olduğunu öğrenicem canK...

PS:bu yazı basbaya, yalnızca, sadece, tek bana cevap bi kere =)

B. dedi ki...

"Yalniz kendine inkarin
Sadece senden kacarsin
Halin ele verir anlamazsin
Yalan soyleme bana
Gozlerin anlatiyor herseyi."

moya dedi ki...

"overanalyzing separates the body from the mind" demiş Maynard Keenan.

ikinehir dedi ki...

senden içeri bi sen varsa,
senden içindeki senin de içinde bir sen olduğunu
ve onun da içinde bir sen olduğunu
ve onun da
ve onun da
biliyor muydun, ne acayip.

bu acayip yorumdan sonra daha "ben" bir yorum yapıyorum,
yazı çok güzel olmuş. strese soktun beni. ne zor iş. bi de çok son cümle cuk oturmuş. harika olmuş.

joleneda dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.