7.12.07

Ben imzayım



Hey, Tostuuum, çok iyi dedin, pek iyi dedin. Sen gerçekten de kahramansın. Gözümü açan o adamsın. Kendimi bildim bileli, ben bir benden ibaret sanmaktaydım kendimi. Meğersem bin zelzeleye tabi tekillikler silsilesi, her biri sanki onlardan biri. Ah benim tek bir çizgi sandığım bilincimin fay hatları, varoluşumun sebebini bulmak için gerekli miydi, açmak bu katmanları.

Biliyorum, her hafta bir doz alır gibi alacağım yine ayarları. Arızalar saracak dört bir yanımı, baktığım her yerde yazım olacak bir sanrı. Hatta bu cümleyi okuduktan sonra bile yılmayacaksın, çıkacaksın karşıma, göstereceksin kendini, diyeceksin yok ki varoluşun sebebi. Hah laf işte, ancak Ajda pek gurur duyacak seninle, o iki çift muhalif laf ettin diye.

Merak etme şiirin elimde, okuyorum sizlere:

“Uğraşma bu işlerle toy delikanlı,
Biz geçtik bu yollardan, bir cevap çıkmadı,
Fazla dalarsan yapıbozuma,
Ne beden terbiyesi kalır ne akıl sağlığı.”

Ahh bilirim amacın kötülük değil sadece benim iyiliğimi düşünmektesin, ama bırak biz de geçelim o yollardan, göreceğiz anlamsızlığını hayatın, orası kesin. Kesin diyorum da… Gerçekten görecek miyiz? Görebilir miyiz? Sen gördün mü? Hadi kandırma bizi.

Différance’a gönderme, öneririm sana: Varoluşun anlamını, sadece zıddını gördüğümüz anda anlayabiliriz. Ha o zaman da kimseye anlatamayız orası ayrı.

Haa şimdi, diyenler vardır içinizden, merak ettim neymiş anlamı, madem tersindeymiş çıkalım yirminci kata görelim ihtişamını. Ama o zaman binadan atlamış diil, tam da ölümün varoluşu olumlayan anlamını atlamış olursunuz. Nasıl mı? Hiçlik ki, varoluşun tam tersi. Tam da bu zıtlığı sebebiyle, varoluşa anlamını verebilecek tek yetkili kişi: ölümün ta kendisi. Ama diğer yandan tam da tersi olduğu ve yapısı barışçıl birlikteliğe karşı olduğu için; ödül olarak varoluşun anlamını verirken, kendisini alan birisi. Yani, tecrübe edilirken ödül olarak görülen anlamın geçerli olduğu yapıyı sonlandıran ve onu gereksiz kılan bir mercii. Sonuç olarak, belki de, varoluşun anlamı ölümün ta kendisi. Ama unutulmamalı ki bu anlam, kendisinin sonlanması ile ifade dahi bulamayacak kadar farklı bir yapıya bürünen bişi.
E ne diyosun evladım? Ölüm, varoluşu olumlayan ve devamlılığını doğrulayan bir olgu.
Atlamayın evladım.
E biz napcaz?
Ölüm ile elimize geçecek olan o anlamı, ölüme varmadan bulmaya çalışacağız. Diyeceksiniz şimdi, ama bize dedin ki, tersini yaşamadan (kıh kıh yaşamadanmış) bulamayız anlamını diye. Ben de işte o noktayı işaret ettim işte sizin gibi efendilere.

Her ne kadar onların adına şiirler yazılsa da, psikanalizler yapılsa da, usulca varoluşun bir sebebi yok boşuna arama diye kulağımıza fısıldansa da, ben derim ki madem yaşıyoruz yok başka çaresi aramaktan başka.
E durduk yere değil ya, ben şahsen bizzat kendim olarak bilmek isterim bu dünyaya sincap olarak düşmememin sebebi neydi. Napalım düşünüyoruz (ben ve onlar ve başkaları) işte, istediğin kadar herşey anlamsız, yaşam şansa dansa de. Bu dünyada ne işim var diye sormak en asil hakkım. Ki şu durumu kendine dert edinen biz isek de, sincaplar değilse – daha hiçbir sincabın neden kafam küçük kuyruğum büyük diye yakınıp haksızlığa uğramış gibi hissettiğine rastlamadığımıza göre- bir insan olarak belki de dünyadaki görevim, dünyadaki görevimi sorgulamaktır. İnsanoğluyum, tüketmek ve yok etmek dışında, biraz da düşünmek isterim.

Biraz önce söyledik ya bin parça olmuş benlik, o zaman kim bilir varoluş ne haldedir. Sanır mısın benim bahsettiğim varoluş hakikate dair bir şeydir. Madem bütünlükten uzak bir varoluştan bahsediyoruz, anlasana bu sadece anlık bir varoluş. Varoş.

Transandantal bir varoluş olmadığına hemfikir beyinlerden yükselen kimi fikirler hep sanmakta ki kendileri de yekpare bir varoluşun içindeler. Zamana göre değişen algının çok çeşitliliğinden ve dolayısıyla benlik dediğimiz kavramın kendi içindeki deviniminden bihaberler sanki. Daha önceki yazılarda söylenmişti, gerçeklik içinde algının ve fakültelerin yeri. E buna uygun olarak da laf öznenin çokyapılı olduğuna gelince güzel de varoluşa gelince mi teklik düşüncesi aklınıza geldi? Ben şu an ben isem, bu benliğimin farkında ve hissiyatında isem, bu an varım. Ve şu anlık varoluşumdan önceki bir durum hakkında hiçbir söz spekülasyondan öteye gidemez. Dolayısıyla da bir tek varoluştan bahsetmem için varsaymam gereken varlığın devamlılığını artık ne varsayabilirim ne var sayabilirim.
Naağ sıkıcı diğ mi? Hafıza nerede? Peki bilinci nasıl bir çırpıda attın? Yok artııık.

Ohh rahatladım. Hmm, ne mi yaptım? Biraz önce benliğin zamana direncini güüyyaa kırdım ve geçmişteki yaşadıklarımdan, daha dogrusu yaşayamadıklarımdan, ister isem hatalarımdan ister isem sevaplarımdan bir güzel arındım. Neden mi? Düşünsenize, anlamını bilmediğimiz bir hayatı yaşarken, zaman geçtikçe geçmişte altına imza attıklarımız birer birer sorumluluk oluyor üzerimize. Kahraman olmasa, geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki mantıksal ve anlamlı kurgulandırmayı oluşturmasa, ne bekleyebilir ki insan geleceğe dair. Geçmiş sorumluluk ise, şimdiki zaman kaçınılmaz ise, gelecek adına biraz umut serpmek en doğal ihtiyaç değil mi? Geçmişin izlerini üzerimizden atarak oluşturulan bir sorumluluk. E o zaman, herşey tozpembe olmadığına göre, hayatın hayatıma olan hegemonyası vanilya gökyüzüne bakınca azalmadığına göre, arındığımı varsaymak ölümün olumladığı hayatı, ölüme kafa tutarak olumlamanın bir yolu olamaz mı?

Mesela bakın, şimdi de bu yazı geçmişte kaldı, bana sadece altına farklı bir özne ile imza atmak kaldı.
Ben imzayım

7 yorum:

sarıhayal dedi ki...

yazındaki "sincap" öğesini çok sevdim!

ve tabi ki varoluşunu sorgulayışını.

çok çetrefil sorulara birkaç kelimelik bir cevap bulduğun oldu mu hiç? benim mesela, "niye varım?" sorusuna verdiğim tek cümlelik ama çok derinlikli bir cevabım vardır. sorgulama sürecini tamamen safdışı bırakmayan, ama sağlam bir temel üzerinde açıklama yapan bir cevap.

özneyi parçalayışın ve "zaman"la kavga edişin gerçekten ilginç olmuş.

Adsız dedi ki...

imzalı,imzasız yaşamlar ..

vesaire dedi ki...

sen hırsızsın
benim kafamdakiler çalıyorsun hep...

Yamyam dedi ki...

Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümünde sırlarını çözerdin
Bugün aklın var birşey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin

moya dedi ki...

'çok post-modern bir yaklaşım' ve düşünüp de kelimeye bir türlü dökmeyi beceremediğim kişiliğin ve varoluşun kendi içinde tutarlı ve homojen olmaması durumunu benden tabi ki çok daha iyi analiz etmişsin ve çok güzel anlatmışssın hissine kapıldım. kendime yordum yazıyı hemen, benim yaptım birden. Okuyucu olmak böyle okunan her şeyi kendine döndürme egoistliği getiriyor yanında sanırım. Bu yazının elini sıkıyorum. Gayet resmi olarak.

moya dedi ki...

Sevgili imza,
sanırım benim sayfama link vermişsiniz M.Y. harfleri altında. Eğer bu Moya demekse bana hitap ediyor, yoksa, ola ki bir isim soyad kısaltmasıysa; alakam olmayan bir durum olduğunu belirtmek isterim. Öyle kalmaya devam edebilir benim için sakıncası yok, zira sahte isimli bir blogun altına imza atmış oluyorsunuz. Belki de olduğumu düşündüğünüz birinin altına imzanızı atıyorsunuz.

Adsız dedi ki...

It's the first time that see this blog and this song it's my feel now.(Because i have 3ºC it's cold,grey without to rain...it's a feeling depressed :( ).
It's a sad day that you cannot do all things because are very hard.
And it's nice listen one music that, for me,accompany my feeling.
Sometimes i found people, or situations that help me and this is one. Thanks