20.3.08

Ben isyankarım

Yazmak kadar yazmamak da bir ifade biçimidir. Hatta daha çok şey anlatır ama kalıcı değildir. En kötüsü ise çabucak çarpıtılabilir. Bu tip (geçen yazıdan şu ana kadar yaşanan) sessizlik anlarından sonra mutlaka birisi çıkar ve bu yazıdan mahrum geçen sürede (dolayısıyla hiçbir gerçeklikle doldurulmamış bakir geçmişte) neler olduğunu belli bir bakış açısı ile anlatır. Bir nevi tarih yazımı işte. Ben de birileri benim adıma bu işi yapmadan, hakkımda ileri geri konuşmadan önce ben başlayayım dedim.
Tam 50 gündür yazmamış olduğumu tespit ettim. (ve rakamlarla neden bu kadar haşir neşir olmayı sevdiğimi anlamadığımı fark ettim) Daha önce ben otoriteyim diyen birisi belli bir düzende yazmamı emretmişti. Bir süre boyun eğip periyodik olarak yazsam da son dönemde ben kayayım diyecek olan birisinin arkasına saklanmayı tercih ettim. Ama endişeye gerek yok. Periyod=10 aynen yola devam.

Neden yazmaya ara verdiğime gelince… Yazdım, çok yazdım, sayfalarca yazdım ama yayınlamadım değil. Yazmadım. Teşebbüslerim oldu ama hepsinde aynı nokta rahatsız etmeye başladı.
Neden onlar benim vardı? İşte bu soruyu kendime sormayı unutmaya başlamıştım. Belli bir kimliğe bürünme, farklı yazıların bağımsız karakterlerinin kaynağı olarak belli bir özü görme, yorumlara göre kendini ayarlama bir süre sonra ise bütünlük arayışı ve yazıya bunu yansıtma. Komplikasyonlar bu şekilde gelişti. Onlarbenim gibi çok kimlikli yapılar, aslen belli kimliklere sıkıştırılmış yani özgürlükten uzak bir yapı gibi gözükse de aslında orijinsiz hareket edebildiği için büyük bir özgürlük imkanına sahiptirler. Oysaki bunun farkındalığı belirli alışkanlıklarla kaybedersek, zamanla bir karaktere sahip olarak o tadını fark edemediği özgürlüğünü kaybetme tehlikesi yaşayabilir. Onlarbenim de bu durum ile karşı karşıya kaldı. Sıkı bir ficut çalımı attı, yere düştü, hakem penaltıyı çalmadı. Derken yazarın gözünde düşünce adamlarının yıllardır yazıp çizdiği bir ikilik canlandı. Düzen arayışı bir yandan yaşamımızda kurmayı düşlediğimiz öznesel bütünlük sağlarken, diğer yandan özgürlüğü elimizden alıyordu. Çok yazık.
Tereddüt ediyorum. Bir yandan blogun düzenleyici faaliyetlerini yerine getirememesinden gurur duyup, tahakküme direnip, özgürlüğümü ilan ederken diğer yandan o düzenleyicilikle gelen üretimin eksikliğini görüp şaşırıyorum. Ne gariptir ki, düzen, gündelik uğraşlarımızda sürekli yaratmaya çalıştığımız arzulanan bir olağanlık iken, aynı düzen kavramı, hayatımızı nasıl yaşayacağımızı belirleyen genel bir yapı (strüktür) olunca hele bunu bir de kitaplardan sakallı abilerce okuyunca nedendir bilinmez bu fikre dayanamıyor hiçbir zaman kalkışamayacağımız o büyük isyanı düşlüyoruz.
Ben isyankarım. Hem de içindeki isyan ateşini düşlerini yakmak için kullanacak kadar uysallaştırılmış bir süper kahramanım. Ama artık bunu söyledikten sonra tam aksini iddia edecek kadar da çok yapılı ve özgürüm tekrar. Hayır aslında öyle değilim. Hah Bak nasıl döndüm ama. Kendime (kendilerime, onlara) geliyorum artık.

Şimdilik bunları bir kenara bırakabilirdim. Nasolsa kendimce süsleyebileceğim elli günlük bir boşluk var. Kendi kişisel tarih yazımımı sessizliğe sunulan artistik darbelerle daha cool bir hale getirebilirim. Yine, önceki paragraflarda bahsettiğim o özneye bürünüp size yazıdan öte farklı ifade yolları keşfettiğimden ve bunları zevkle yaptığım için bu romantik metodu bir süreliğine terk ettiğimden bahsedebilirim. Ama hiçbirini yapmadan tek bir açıklama sunacağım.
Yazmadım çünkü yazmadım.
Buna ne denir ki? Eminim siz de bir süre bu köşeye uğrayıp yeni bir yazı olmadığını görünce, bu münzevi haller için çeşitli sebepler uydurmuş, yazar hakkında türlü hikayeler yazmışsınızdır kafanızda. Peki bu düşünsel yazılarınızı, siz yazdınız mı?

11 yorum:

she-ra dedi ki...

yazmadığın için yazmadığını biliyordum. maharet ister.

ikinehir dedi ki...

ilk iki cümlen ne gibi olmuş biliyor musun? bir romanın ilk cümlesi gibi. yani 2 cümle seninki ama, sanki roman girişi gibi. kesinlikle anlatamıyorum, ama bi roman girişi yazmışsın. bu konudaki fikrim budur. sarı bir sayfada görebiliyorum 2 cümleni.

goksin dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
goksin dedi ki...

buradan ne çikarsamak gerektigini bilemedim açikçasi. sinik veçheden farkli yorumlar getirilebilir, mutlak olgularin mümkünsüzlügü üzerinde anlasirsak. haydi bir deneyelim: 1) herhangi bir romanda rastlayabilecegim kadar klise ifadeler kullaniyorsun can. 2) roman yazma yetisine sahip oldugun halde harciyorsun kendini bu blog'larda sürünerek. 3) roman yanilsamalarindan ileri gidemediginden blog'la yetiniyorsun. 4) romanini çoktan yazdin, ama kendini bir yayinciya yayinlatamadigindan, cepten yiyerek burada kendi kendini yayinliyorsun.

neyse daha basarili olunabilirdi belki. can'in içgörü kurgularini begeniyle takip eden biri olarak da, ilk iki cümlenin büyüleyici olmaktan çok okuyucuyu hizli bir sekilde konunun içine sokan becerikli retorik tekniklerinden meydana getirildigini söyleyebilirim, sevgili n.e.

ikinehir dedi ki...

yazdığım yoruma yorum gelmesi kadar normal birşey yok tabii, senin okuduklarını anlamlandırmaya çalışmanda da sevgili gökşin. ama dediklerimi senin çoktan seçmelilerine uydurmak da bana gereksiz, ilginç, ne desem bilemedim, öyle geliyor işte. açıkcası ne anlaşılır diye düşünmemiştim yorumumu yazarken. gözümün önüne geleni yazdım. bazılarımın aklı böyle çalışıyor olabilir.

başarı kelimesi ile bu yorum kutusunda karşılaşacağım aklıma gelmememişti, yorumlarımı başarılı/daha başarılı/az başarılı sıralamasına sokacağım da. ama madem ki bu durumdayım, yorumumu çok başarılı bulduğumu da belirtmeliyim. neyse bu şimdi..

moya dedi ki...

Yaşasın yorum atışması ve çoktan seçmeli kategoriler! Burnumu sokmadan geçemeyeceğim.
1)Can da kim ki? Bu şekilde hitap etmek blogun ana felsefesine ters düşüyor gibime geldi.2)Sadece şaka yapıyordun, ortamda anlamadığım bir espiri dönüyor. Bu cihetle şu an ve sonraki şıkta saçmalıyor oluyorum. 3)Eğer ikinci şık geçersizse,burada sidik mi yarıştırılıyor, mükemmeliyetçilik mi oynanıyor? Neye ve kime göre daha başarılı olmak lazımmış? Bu kas(tır)ılmışlık niye? 4)İlk iki cümleye dikkat etmemiştim ama bana romandan çok tam bir blog yazısı girişi gibi gözüktü ikinci defa okuyunca. Daha değersiz diye değil, sadece farklı. Herkese farklı biçimde görünür ama tabii, metinle yazar yok oldu ya artık, mühim olan okuyucu olduğundan beri kafamız karışık, kıstaslarımızın civataları gevşek..5)Son yarım paragraf hakkında: Sebeplerin sonuçlardan sonra yaratıldığı kanısındayım. Yani hepsi bir hikaye, güya 'aslına' uygun yazılmaya çalışılan.. Yazmadım çünkü yazmadım derken bile bir tavrın var aslında, çok kuulsun di mi, özgürsün, sorumluluk da almıyorsun?'Bakın ben dürüstüm ve rahatım, yazmadığım için yazmadım işte tek gerçek bu..boşverin adamım' gözlerim doldu..

godotwaiter dedi ki...

yapı sözcüğünün yanına açılmış bir parantez, parantezin içinde de "strüktür". koptum. bu kadar ciddiye almayın şu çocuğu diyorum:p
ayrıca üretken olmayan bir dönemden sonra ilk yazı olarak o dönemle ilgili bir yazı yazmak çok klasik bir fikir bence:p

valerie dedi ki...

yorumlara bakınca türk magazin basınının durumunu daha iyi anlar oldum. yazının içeriğini deşmeden hemen bir iki sosyal analiz... komik olan da şu ki yazı gündelik hayattaki düzen ile dünya düzeni arasında güzel bir paralellik kurarken (hatta bir derste de bunu kullandım evet itiraf ediyorum) yazarın hayatı ile ilgili önemsiz olaylara dalmak çekici gelmiş... ayrıca yazar da en başında yazmış yani magazine siz dalmayın die yazıorm bu yazıyı başka amacı yok die..
ben mi yanlış anladım acaba. ha gerçi herkesin ayrı ayrı okuma yapması yazarın arzuladığı bi durum sanırım.

vicequeen dedi ki...

yapılandırılmış ve güçlü (süsü verilmiş) bir bahane olsa gerek.

moya dedi ki...

Ne yazının içeriği ile yapılan sosyal analizler birbirinden bağımsız, ne de 'gündelik hayat' ile 'dünya düzeni'...Bu yüzden yazar kimsenin hayatındaki önemsiz olaylar ve bunları buradan ifade ediş biçiminin açılımı paparazzilere malzeme vermekten öte bir şeyin yansıması olarak da algılanabilir. İstiyorsak gidip yapıya da bağlanabilir. Yazar kimsenin yazısının 'amacı' diye sunduğu her şeyi 'evet gerçek buymuş' diye kabul etme zorunluluğu yok ayrıca. Zira yazarın bunu 'magazin' malzemesi olarak lanse etmesi bile birçok farklı okumaya yol açabilir. Bunlar da benim düşüncelerim değil. Zaten gerçek diye de bir şey yok..

varolmayan şövalye dedi ki...

50 gündür okumuyordum. senin de yazmadığını görmek. ve tam da bu düzen-çalışma ikiliğinden başladığını, başladığımı fark etmek.

bence çok rererörerö olmuş.