6.5.08

Ben geleceğim

Dur. Karar vermeden önce bir daha düşün. Gerçekten bunu istediğine emin misin? Gerçeklikten bunu istediğine emin misin? Gelecekte bu kararı verdiğine pişman olabilirsin.

Hayır. Çok saçma, ben, ben yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Olmam. Asla. Beni ben yapan ne varsa geçmişte, ister iyi ister kötü, bir şekilde faydası dokundu. Şimdi dönüp baksam geçmişe çok ufak detaylar çıkar değiştirmek istediğim, onlar da asla pişmanlık yaratacak kadar kökten etkilememiştir beni derim.

Ha-ha, seni küçük budala. Nasıl da beceriyorsun kendini bu kadar kolay kandırmayı. İnsani bir reflekstir pişman olmam demek. Daha iyisini bilemediğin için kendini en iyi yerde bilirsin. Geçmişteki hataları, eline geçen fırsatları hatırlatsalar keşke sana. Korkarım kesik kesik ağlamaya başlarsın o anda. Köpek gibi pişman olmazsın, sadece ufak bir sızı duyarsın zira sadece seni ilgilendirmektedir o gerçekleştirilemeyen potansiyeller. Çok şükür başkasını etkileyen bir olmamışlık yoktur hayatında. Ama bu sefer de kendine yabancılaşmaz mısın? Naaptım laan kendime diye sormaz mısın? Bir bak hayatına, o yaşanmayanlara. Pişman olmamak – dünyanın en mutlu insanı için bile- mümkün mü bu dünyada?

İyi de, istediğini söyle, şu dünyaya tekrar düşsem bile şu mevcut bilgilerimle, yine aynı hayatı yaşamak isteyeceğimdir, ama bu sefer biraz daha gönlümce. Şimdi bana küçümseyici bakışlar atma. Çok basit bir sebebi var. Diyelim ki o sekizekimden beri başıma gelecekleri biliyorum. Bu büyük güçle hayatımın herhangi noktasında akışı değiştirebilme imkanına sahibim. Söylesene yaşın ister yirmi olsun ister elli, hangi anını hayatına müdahale edecek kadar “hayati” görebilirsin. Söyle bana, doğduğun ve öldüğün andan öte ne vardır hayati olarak nitelendireceğin… Dahası biraz akıllı olan herkes bilir ki, madem elimde gelecekle ilgili böyle bir bilgi var, e o zaman istemem kaybetmeyi bu cevheri, onunla oynayarak.

Bak arkadaş, açık konuşalım. Lütfen bu süslü lafları başkalarına sakla. Geçmiş zaten geçmiş. Geriye dönüş olmadığını bildikten sonra atıp tutmak kolay. Öyle fantastik bir yolculuk olsa herkes kendine bir pay biçerdi merak etme. Kimisi depremi önceden haber verip on binlerce insanı kurtarırdı, kimisi krizle gelen devalüasyon önce cebini eurolarla doldururdu. Neredeyse herkes bir şekilde ya yüreğini ya cebini şişirirdi. Geri kalan ufak bir kısım ise, senin gibi müdahil olmadığı için gururla bu felaket tablosuna bakardı. Madem geçmiş geçmiş, herşey sana göre yerli yerine yerleşmiş, o zaman söyle şimdiki pişmanlık endişesi niye?


İşte bu anda verecek bir cevabım kalmıyor. Nefes almak zor geliyor, başımı önüme eğiyorum. Onun yüzüne dahi bakamıyorum. Sanki bakarsam göreceğim surattan korkacak gibiyim. Çünkü onun kim olduğunu biliyorum. O benim. Gelecekteki benim.

Ben geleceğim.

Pişmanlıklar düz örülmüştür kimileri için. Bazıları vardır, kendince romantizmi bol bir geçmiş, destansı bir kişisel tarih yaratmıştır. Bir yanda çok büyük mutluluklar ve diğer yanda ise derin acılar vardır. Ve bu iki çeşit tecrübenin ortasında, tam ortasında o örgünün düğüm olduğu anda, bir pişmanlık saklıdır. Örgü düzdür, ortası düğümlüdür.
Pişmanlıklar ters örülmüştür kimileri için. Pişmanlık duygusu değil, korkusu hakimdir. Bahsi geçen pişmanlıkta geçmiş konu edilmemiştir. Keşke ile başlayan bir cümle kurulmamıştır. Örgü yaşanmış olandan yaşanıyor olana değil, yaşanılacaktan yaşanıyor olana doğru ilmiklenmektedir. Düz örülen pişmanlıklardaki gibi, şimdiki benin geçmişteki benin yaptıklarından dolayı pişman olması değil. Gelecek benin geçmişe bakarak şimdiki benin verdiği karardan ötürü duyacağı muhtemel bir pişmanlıktan kaynaklanan bir pişmanlık kaygısı yaşanmaktadır. Bunu yaşayan ise tam da şimdiki benin kendisidir, zira gelecekteki ben henüz var olmamıştır.
Aslına bakarsak biraz çelişkili bir durum. Yani nasıl şimdiki ben geçmişte yaşanılanlardan dolayı bir pişmanlık duymuyorsa, aynı şekilde gelecekteki ben de bugün yaptıklarımdan ötürü bir pişmanlık duymayacaktır. Fakat bu durumu bilmeme rağmen, bu kararımı rahatça vermemi sağlayacak o fikri garantiyi vermiyor. Nedense bir şekilde gelecekteki benin yaşayacağı muhtemel pişmanlık duygusunun yarattığı kaygı, dönüyor dolaşıyor ve şimdiki benin vereceği kararı iki kere düşünmesine, daha çok sorgulamasına ve olabilecek bir aksaklık karşısında önlem almasına yol açıyor. Ah işte gün be gün insan nasıl da kendini şekillendiriyor. Hem de henüz yaşanmamış bir geleceğe hazırlanmak gayesiyle…

Dur ama bir analitik hata daha var. Madem bunu kaygıyı yaşayan tam da şimdiki benin kendisidir, zira gelecekteki ben henüz var o zaman var olmayan bir benlik nasıl olur da şimdiki benliği etkilemekte onun vereceği kararları şekillendirmekte bu kadar etkili olabilir? Hem, hem zaten aslında o şimdiki benin geleceğidir, yani şimdiki benin kendi gerçeklik algısı ile oluşturduğu ve o an/mekana ait kaygıları içinde barındıran bir hayali benliktir. İşin aslı, zaman geçer de gelecekteki ben diye bahsedilen benlikten şimdiki ben diye bahsedecek olursak o zaman göreceğiz ki onun gerçeklik algısı apayrı, o anda zihnini meşgul eden kaygıları farklı olacaktır. Dolayısıyla pişmanlık endişesi yaratan kararın verildiği anla ilgili düşünceler önemsiz kalacak ve aynı şimdi bana geçmişte pişmanlık yaratacak kadar önemli bir kararın olmadığı hissettirmesi gibi gelecekte de bu zamana ait derin olmayan yüzeysel izler kalacaktır.

Bu durumda yine başladığımız yere dönüyoruz. Tamam her şekilde içimizi pişmanlık korkusundan arındıracak analitik silahlara sahip olsak da, nasıl oluyor hala bu kaygıyı derinden derine hissediyoruz?

Bunun cevabını şimdi değil daha sonra vereceğim. Nasolsa ben geleceğim.

4 yorum:

Bespelled dedi ki...

çok güzel bir yazı, inanılmaz ince. gelecek ben-in hissedeceği pişmanlık temasına bayıldım--pişmanlık ve kararsızlık arasında nefis bir köprü kurmuş oldun.

soruna cevap olarak ise: kendini pişman hissettiğin için bu analizi yaptın. bu yazının varolma koşulu bu (yani pişman olmadan bunu yazmazdın). ters bir şekilde ise işler maalesef yürümez (bir düşünce onu başlatan duygu üzerinde var olma-yok olma gücüne sahip değildir).

Bir bina olarak düşün durumu. yani pişmanlık şu anda yaşadığın bir bina, sen de içindesin. pişmanlık baya havasız bir bina olduğu için, doğal olarak dışarı çıkma isteğin doğuyor. çıkıp binaya bakabilirsin (bu blog yazısı), ona küfür bile edersin, ama geceyi geçirmek için yine de içine girersin. Çünkü yeni bir bina kurmak sadece eskisine bakmakla ve eksiklerini ustaca eleştirmekle olmuyor. yeni bina inşa edilmeden ise eskisinde yaşamaktan başka bir seçimin yok. işte böyle.

ViceQueen dedi ki...

yazılarını modern kılan öğelerden biri, bir olguyu ele alışında kendi zihnindeki hesaplaşmaları, düşünme sürecini de yazıya katman. ve normalde klişelere, beylik lafların tuzağına pek düşmeden özgün düşünceler çıkarabiliyorsun.

Adsız dedi ki...

belki de şimdiki ben gelecekteki ben' e kendiymiş gibi yaklaşıyor bencilce, korkuyla cünkü bilinmezlik hissi hoş değil. gelecekteki ben'in-geçmiştekinin de- şimdiki ben olması işleri kolaylaştırabilir; ulan zaten hata yapıyorum pişman oluyorum bir de sürekli akan zamanın ya da sürekli akan ben'in algılarıma etkisini düşünürsem.. diyebilir benlik kendine ve elinde olmadan kaygıyla yaşar.bu benim cevabım oldu benliğimin şimdiki zamanından.

Adsız dedi ki...

Dün gece tanıştıgım içerde epey yatmış,düşünce suçlusu,beyin insanı şahsiyet bana hayvandan bir adım öte ama hümanist sıfatlarını yakıştırdı.(Şimdi PET diye de alay ederler neyse..)Ne kadar çogu konuda aynı düşünsek de parmagını sallayarak cahil,neandertal gibi sıfatları sıralamak da onun seçimiydi ama sabaha kadar süren güzel bir sohbet yapmayı tercih ettik.Birbirimizin beyinlerinin içine baktıgımız kadar kalplerimizin de içine bakıyoruz bence...ya da nereye bakmak istedigimizle de ilgisi var.SON.